Ana içeriğe atla

Nitelikli

How Corporate Health Care Leaders Maintain Their Impunity: The Case of Purdue Pharma's Funding of the Washington Legal Foundation to Attempt to Weaken the Responsible Corporate Officer Doctrine

The ongoing epidemic of narcotic (opioid) abuse, and the resulting rise in the deaths due to overdoses, has focused attention on pharmaceutical companies' aggressive promotion of these drugs which minimized their substantial risk. A recent article in the Intercept showed how the leadership of one such company tried to insulate itself from responsibility for such actions even while such promotions were continuing. Background: Impunity of Top Leaders of Big Health Care Organizations For years, we have railed against the impunity of top leaders of health care organizations.  We have noted that despite numerous legal settlements made by health care organizations of alllegations like fraud , bribery , and kickbacks , almost never do top leaders who presided over these actions face any negative consequences.  Lack of deterrence caused by such impunity appears to be a major cause of  the epidemic of continuing unethical behavior, crime and corruption on the part of large health car

Himalaya tuzu




Kristal tuz çeşitleri arasında en iyisinin Himalaya tuzu olduğu biliniyor.
Himalaya tuzunda en az 84 element bulunur, dünyada var olan neredeyse tüm elementler Himalaya tuzunda mevcuttur.
Ne “tesadüftür” ki, bedenimizin doğal yapısında da yine bu 84 elementin varlığına şahit oluyoruz. Ancak günümüz yaşam koşulları ve beslenme şeklimiz nedeniyle bedenimizin element dengesi de giderek bozuluyor. Maruz kaldığımız elektromanyetik alanlar, GDO’lu gıdalar, tarım ilaçları, kalitesiz besin ve kalitesiz su, bu dengenin altüst olmasına ve bedenin mineral açlığına sebep oluyor. Bu 84 elementin tamamı bedenimizin doğasında da mevcut olduğundan, beden element eksikliğini Himalaya tuzu sayesinde kolaylıkla tamamlayabiliyor. Bu da sağlıklı yaşama doğru atılan en önemli adımlardan biri.
Su ve tuz eksikliğinin hastalıklarla bağlantısı nedir?
Alınan su, bedende sadece enerji üretmez, aynı zamanda hücrede yıllardır biriken zehri de dışarı atar. Eğer bunları atamazsa, hücre içerisinde aşırı asitlenme oluşur. Bunun sonucunda en iyi ihtimal ile ağrılar sızılar başlar; ama daha da kötüsü kanserli hücre oluşumu başlayabilir.
Su, bütün bu işleri tuzun yardımı ile yapabilmektedir.
Su ve tuz muhteşem bir ekiptir! İkisi birlikte sadece bedenin su miktarını ayarlamakla kalmaz hücrenin ve dolayısı ile bedenin pH düzeyini nötr (7,4) tutar.
Beslenmede de tuz ve suyun önemi büyüktür.
Beslenme sadece besin maddelerinin bedene alınmasıyla bitmez. İçeri alınan besin maddelerinin daha ufak parçalara dönüştürülerek suyla çözüldükten sonra kana yüklenmesi gerekir ki gerçek anlamda bir sindirim sağlanmış olsun. Geriye kalan yararsız maddeler ise dışarı atılır. Kana alınan maddeler bedenin her tarafındaki hücrelere taşınır. Hücreye ulaşan bu besin maddeleri hücrede kullanılır ve ortaya çıkan zararlı yan ürünler bağışıklık sistemi tarafından dışarı atılır.

Suyun tüm bunları yapabilmesi için de gerçek tuza ihtiyacı vardır.
Yediğimiz yiyecekler midede kimyasal ve fiziksel olarak parçalanır. Bunu becerebilmek için mide günde iki üç litre arasında bir sıvı (salgı) üretir. Mide bu sıvıyı ancak bedende yeterli su varsa üretebilir. Midenin bu salgısı hidroklorik asit içerir. (Mide suyunun pH değeri 0,9 ile 1,5 arasında değişiyor). Mide suyunun bu yüksek asit değeri nedeniyle midenin kendi kendisini parçalamaması için mide bir çeşit koruyucu salgı salgılar. Bu koruyucu salgıyı yeterince salgılayamadığı zaman gastrit diye adlandırılan mide iltihaplanmasına sebep olur.
Midede parçalanan bu besin maddeleri on iki parmak ve incebağırsağa gönderilir, buradan da kana ve lenflere yüklenerek bedenin diğer hücrelerine gönderilir. Ve bu işlemlerin yapılabilmesi için yemek öncesinde ve sonrasında su içmemiz gerekir. Yani yediklerimizin ne kadarının gerçekten bedenimize besin kaynağı olacağına yediğimiz yemeğin kalitesi kadar içtiğimiz suyun kalitesi (pH 7,4 ve üzeri) ve miktarı da karar veriyor.
Eğer beden kronik su kıtlığı altında yaşıyorsa, beyin kalınbağırsaktaki suyu çekip kana yüklemeye çalışır. Bu işlem esnasında kalınbağırsaklar aşırı çalışmak zorunda kalır. Bunun sonucunda tıkanmalar (kabızlık) meydana gelir. Bolca su içildiğinde bu sorun da kendiliğinden çözülür.
Kalınbağırsak kanserinin en büyük sebeplerinden biri de susuzluktan dolayı sindirim sisteminin zora düşmesidir.
Kanımızın yüzde doksan dördü sudur. Bedende kronik su kıtlığı yaşandığında kan suyunun yaklaşık yüzde sekizi alınarak diğer organlara dağıtılır. Bu durumda kan (özellikle de yemeklerden sonra) akışkanlığını kaybederek yüksek tansiyona sebep olur.

Yorumlar

Popüler Yayınlar